Ay Kocaman Gece Uzundu
“… Bu akşamüstü bu masada yapayalnız ne yapıyorum? Ne istiyorum? Kendime acı çektirmek
mi? Geçmişte kaybolmak ya da kendimi bulmak mı? Mevsimlik bir çiçek gibi solmak ya da
köklerimi yeniden canlandırmak mı? Ya bu yolculuk da doldurmazsa boşluklarımı, hatta daha da
büyütürse onları ne yapacağım? Bütün şehirlerimi, benim olmayanları bile tek tek gezecek
miyim?”
Cemre bir sabah kendi hayatına uyanamaz. Ne şehirler eskisi gibidir ne aynalar tanıdıktır artık.
Yaşadığı büyük acının ardından, ne sokaklar ona aittir ne de bedeni. Ay ışığı sadece izler, gece
susar. Cemre artık görünmeyen duvarlarla çevrili bir iç mahkemede yürür gibidir.
Bu roman, bir kadının varoluşunu yeniden tanımlama çabasının, içsel bir yolculuğun hikâyesidir.
Sessizlikle konuşulan bir hüzün, karanlıkta örülen bir direniş…
Simone de Beauvoir’a selam durarak, “kadın doğulmaz, kadın olunur” demekle kalmaz Cemre,
rahmini gömer. Bu sembolik eylem, yalnızca bir organı değil, ona yüklenmiş ideolojik anlamları
da toprağa verir. Artık kadınlık ne doğurganlığa ne de cinselliğe indirgenebilir. Kadınlık, onun
için her seferinde yeniden doğan, tanımı asla sabitlenemeyen bir arzudur; kendi kendini icat
eden “karanlık bir kıta”.
Cemre’nin hikâyesi, okuyucuyu yalnızca bir karakterin değil, kadınlık kavramının da izini
sürmeye çağırıyor. Bazen kendimizi anlayabilmek için, önce kendi hayatımızın romanını
okumamız gerekir.
Agâh Aydın
Psikoterapist, Psikiyatrist
- Açıklama
“… Bu akşamüstü bu masada yapayalnız ne yapıyorum? Ne istiyorum? Kendime acı çektirmek
mi? Geçmişte kaybolmak ya da kendimi bulmak mı? Mevsimlik bir çiçek gibi solmak ya da
köklerimi yeniden canlandırmak mı? Ya bu yolculuk da doldurmazsa boşluklarımı, hatta daha da
büyütürse onları ne yapacağım? Bütün şehirlerimi, benim olmayanları bile tek tek gezecek
miyim?”
Cemre bir sabah kendi hayatına uyanamaz. Ne şehirler eskisi gibidir ne aynalar tanıdıktır artık.
Yaşadığı büyük acının ardından, ne sokaklar ona aittir ne de bedeni. Ay ışığı sadece izler, gece
susar. Cemre artık görünmeyen duvarlarla çevrili bir iç mahkemede yürür gibidir.
Bu roman, bir kadının varoluşunu yeniden tanımlama çabasının, içsel bir yolculuğun hikâyesidir.
Sessizlikle konuşulan bir hüzün, karanlıkta örülen bir direniş…
Simone de Beauvoir’a selam durarak, “kadın doğulmaz, kadın olunur” demekle kalmaz Cemre,
rahmini gömer. Bu sembolik eylem, yalnızca bir organı değil, ona yüklenmiş ideolojik anlamları
da toprağa verir. Artık kadınlık ne doğurganlığa ne de cinselliğe indirgenebilir. Kadınlık, onun
için her seferinde yeniden doğan, tanımı asla sabitlenemeyen bir arzudur; kendi kendini icat
eden “karanlık bir kıta”.
Cemre’nin hikâyesi, okuyucuyu yalnızca bir karakterin değil, kadınlık kavramının da izini
sürmeye çağırıyor. Bazen kendimizi anlayabilmek için, önce kendi hayatımızın romanını
okumamız gerekir.
Agâh Aydın
Psikoterapist, PsikiyatristStok Kodu:9786255515483Boyut:14x20Sayfa Sayısı:192Basım Yeri:İzmir
- Taksit Seçenekleri
- Axess KartlarTaksit SayısıTaksit tutarıGenel ToplamTek Çekim250,00250,002125,00250,00383,33250,00Ziraat BankkartTaksit SayısıTaksit tutarıGenel ToplamTek Çekim250,00250,002125,00250,00383,33250,00Maximum KartlarTaksit SayısıTaksit tutarıGenel ToplamTek Çekim250,00250,002125,00250,00383,33250,00Diğer KartlarTaksit SayısıTaksit tutarıGenel ToplamTek Çekim250,00250,002--3--
- Yorumlar
- Yorum yazBu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
